
Usûl ilmi, tasfiye-i bâtınî yani mehâsin-i ahlâkiyeyi behemahal kâfil değildir. Vâkıan ilim, sahibini birçok kabâyıh ve fezâyıhtan kurtarır. Zira redâet-i ahlâkiyenin çoğu cehlden ileri gelir. Lakin bilmek ile yapmak arasındaki fark büyüktür. Bu sebebe mebni usûl ilmi ile " ma'rifetullah"ın mukaddemâtı ve hele sûreti her vakit kâbil-i tahsil ise de erbâb-ı safâ ve tasavvufa mahsus "ilm-i gâyât"a vüsul çok kere mümkün olamaz. Yalnız tasfiye-i bâtın ise ma'rifet-i kâmileye kâfil değildir. Usûl-i işrâkî ve seyr-i sülûk ile tahsîl-i ma'rifet eden bir adam, ulûm ve muhâkeme ile müzeyyen olamazsa vâsıl olduğu merâtib ve menâzilâtı zevken bilir. Fakat marifeti ifhâm ve tarif cihetiyle noksandır. Demek ki neyl-i ma'rifet-i kâmile için her iki usûlün merc ve istiğmalı lazımdır ki kemâlîn-i evliyaullahın tavsiye ettiği sûrette budur. Bunun tafsîli ahlâk ve seyr-i sülûk bahsinde gelecektir. Bu suallerle beraber "seyahat", "hizmet" vesâire gibi teferruat dahi varsa da bunların bugün ehemmiyeti ikinci derecededir.