
Bilinmelidir ki Hak hüviyetinin gaybında gizli ve bütün zâti şe'nlerinin (durum, iş, ayn-ı sâbite) hükümlerini kuşatan kemalinin suretiyle zuhur etmek istemiş, her bir şe'nde o şe'nin kendisine yani şe'nin durumuna göre zuhur etmiştir. Hak onlarda -sadece şe'nin hakikatini izhar etmek veya o şe'nin kendisi veya benzerinde zatını izhar etmek üzere değil- her şe'nin öteki öteki şe'nlerin hükümlerini elde etmesi maksadıyla zuhur etti. Böylelikle her bir fert, hepsinin suretiyle olduğu gibi bütünün özelliği ve hükmüyle ortaya çıktı. Başka bir ifadeyle Hak -şe'nlerden her bir ferdin ötekileri içermesi itibarıyla- onlara tanındı. Hakk'ın onlara tanınması ötekilerini içermesi itibarıyla her bir şe'nin Hakk'ın mutlak zatından olan payının gerektirdiği özelliğe göre gerçekleşti. Hak o şe'nlere kendilerini ve onlar cihetinden kendisini bildirdi. İşte Hakk'ın söz konusu şe'nlerde ve onların durumuna göre çoğalan zuhuru, halk (yaratılmış olan ve yaratılış) diye isimlendirilir.