ÜYE GİRİŞİ / ÜYE KAYIT
ÜYE GİRİŞİ / ÜYE KAYIT

Vahdet-i Vücûd'un İlkeleri

Sadreddin Konevî (Çeviri, Açıklama ve Notlandırma: Ekrem Demirli)

Yayınevi:Fikriyat
Baskı Yılı:2024
Alıntı Sayfası: 14
ISBN: 978-625-94777-8-7
Alıntı Yapan: paradoksal
Okunma Sayısı: 163
Post

Vahdet-i vücûdun söz konusu ilkelerinden birincisi, farklı anlatım tarzları olsa bile, "Salt varlık veya mutlak varlık Hak'tır." anlamındaki bir önermedir. Bu cümle anlaşılmaksızın vahdet-i vücûddan söz etmek mümkün olmadığı gibi gerçekte bu cümlenin anlaşılması ise varlık hakkında metafizikçi düşünürlerin yaptıkları tartışmaları dikkate almaya bağlıdır. Başka bir anlatımla burada kelamcılardan veya başka bir ekolden ziyade doğrudan filozofların zorunlu ve mümkün varlık ayrımı ekseninde sözünü ettikleri varlık hakkındaki bilgiye gitmek gerekir. Varlık zihnimizdeki en bedîhî kavramdır ve onu bilmek için başka bir şeye ihtiyaç yoktur. Filozofların varlık hakkındaki açıklamaları böyle başlar. Bununla birlikte varlığı yalın ve en soyut haliyle bilebilmek, onun cisimsel veya somut bütün tezahürlerinden ayrı salt bir varlık olarak bilinmesini gerektirir. Bu ise ancak zihinsel bir tecerrüde, insanın duyulurların baskısından kurtulmaya gayret ettiği derin bir taakkul sürecine bağlıdır. Çünkü normal şartlarda idrakin bize verdiği şey varlık değil; var olanın, herhangi bir durumda veya şekilde varolmanın bilgisidir ve sufiler bundan söz etmezler. O zaman en mücerret ve en basit anlamıyla varlık kavramına ulaştığımızda onu Hak olarak kabul etmek, vahdet-i vücûdun ilk önermesine ulaşmak demektir. Konevî bunu birçok eserinde dile getirir ve bu notada onunla İbnü'l-Arabî arasında herhangi bir fark söz konusu değildir. Burada dikkate değer mesele, böyle bir önermenin kabul edilmesiyle birlikte artık Tanrı'nın varlığını kanıtlamanın anlamsızlaşmasıdır. Çünkü bu önermeyle birlikte Tanrı'nın varlığı "müsellem", yani ilkece kabul edilmiş demektir. O zaman soru, Tanrı'nın varlığı sorunundan Tanrı'nın âlemle ilişkisi meselesine intikal ederek yeni bir tartışmayı metafiziğin meselesi haline getirir. Acaba böyle bir anlamda Hakk'ın alem ve yaratılmışlarla ilişkisi nasıl ve ne şekilde gerçekleşir. Bu bizi vahdet-i vücûdun ikinci önermesine ulaştırır: Ayn-ı sabite veya çoğul şeklindeki ifadesiyle a'yân-ı sâbite! Bu sorun, yani Mutlak Varlık ile şeylerin irtibatı meselesi birlik-çokluk meselesi olarak isimlendirilirken Konevî'nin buna getirdiği çözüm ise şeylerin ilâhî bilgideki sabit hakikatlerini esas alarak varlığı açıklamaktır. Bu yaklaşım, yani varlıkların ilâhî bilgideki sabit hakikatleri, vahdet-i vücûdun ikinci kurucu önermesi olarak yaratılışı izah ederken en nihayetinde herşeyin ilâhî isimlerin tecellîsi veya ilâhî isimlerin mazharı haline gelerek gerçek bir çokluk olmaktan uzaklaşmasıdır. Bu sayede çokluk denilen şey, birliğin görünümlerinden ibaret hale gelir.

amazon.com.tr'deki Bunuokudunmu dükkanından satın almak için tıklayın.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.