
... tasavvufun insanda açığa çıkarmak istediği şey, insanın ilâhî, aslî, ölümsüz yönüdür. Ölümsüz yönünü yeryüzünde, daha dünya hayatında yaşıyor iken tadıyor olmak, o insanı hem yeryüzü hayatında daha kaliteli bir hâle getirir bireysel olarak, hem çevresini güzelleştirir. Sosyolojik anlamda baktığımız zaman, o idrake varan insan daha sabırlı, daha hoşgörülü, etrafına ışık tutan bir insan haline gelir. Çünkü artık yeryüzündeki çeşitliliğin sebeplerini anlar. Çeşitliliğin ilâhî olduğunu görünce de cedelleşmeyi bırakır. Mesela ben kelamcı değilim, hiç de cezbetmez o yol beni. Ama bir kelamcı, "Mahmud Hoca, bu yöntemimizle biz Allah'ı müşahade ettiriyoruz," dese, ben gider o kelam tekkesinin kapısında otururum. Demek ki benim tarikatçılığım yok, yolum var, izlediğim yollar var ama ben o yolu izlemek için gelmedim yeryüzüne. Ben, Allah'ı bulmaya geldim bu yeryüzüne. Hangi pîr, hangi Allah dostu bana onu tattırırsa, eyvallah. Bu kadar basit. Bizde takım tutmak yok, partizanlık yok. Araçları amaçlaştırmak, dindarların en büyük problemidir. Dindarlarda ibadetler çok önemlidir ama ibadetlerin gayesinin de verilmesi gerekir. "Git namaz kıl oğlum," değil, "Gel, Allah'la buluşalım oğlum," demek lazım. Çünkü namaz Allah'la buluşma ânıdır. Müezzin, "Haydi gelin namaza, gelmezseniz döverim," falan demiyor. Böyle bir ezan yok. Ne diyor? "Haydi gelin felaha, haydi gelin kurtuluşa!" Demek ki orada bir felah topluluğu var. Namaz bir tür toplu zikirdir. Sünnet ibadetler, hafî zikirdir. Peygamber efendimizin hiçbir nafile ibadetini kimse görmezmiş. Şimdi bizim dervişler, dervişlik satıyorlar, "Teheccüde kalktım, seni gördüm." falan... Dervişlik güzel bir yol ama "Ben derviş oldum, tamam kurtuldum" denmez. Dervişlik de günümüzde önüne gelenin ağzına sakız olan bir moda haline geldi. bundan rahatsızım.