
Bir şeyin nefsi için vücûdu, o şeyin hayât-ı tâmmesidir. Bir şeyin başkası için vücûdu, o şeyin hayât-ı izâfiyyesidir. Hak Sübhânehû ve Teâlâ hazretleri, nefsi için mevcûddur; binâenaleyh 'hay'dır. Hayâtı, hayât-ı tâmmedir; ona memât lâhik olmaz. Halk, varlığı i'tibâriyle 'Allah için mevcûd' demektir. Binâenaleyh halkın hayâtı, hayât-ı izâfiyyedir; onun için hayâtına fena ve mevt lâhik olur. Bundan sonra şurası da bir hakikat-i mahzadır ki, Allah'ın halktaki hayâtı, hayât-ı vâhide-i tâmmedir. Lâkin halk, o hayatta mütefâvittirler. Halktan ba'zılarında hayat, sûret-i tâmme üzerine zâhir olur. Bu, 'İnsân-ı Kâmil'dir. Çünkü İnsân-ı Kâmil, nefsi için mecâzî ve izâfî olmayarak, vücûd-ı hakîkî ile mevcûddur. (...)"