
İslam insanın hakikati 'görme' talebini imkansız saysa bile, buna en yakın hallerden söz ederek, insanın talebini en azından mazur görmüş, ona bir çare sunmuştur. Bunu pratik bir yaklaşım olarak kabul edebiliriz: mutlak hakikati görmese bile, en yakın dereceye ulaşabilmek! Vakıa insan ancak görerek tatmin olacaktır - daha doğrusu görmekle talebi yeni bir noktaya evrilecektir. Bunun için Cibril hadisinde zikredilen ifadeyi 'görmeye en yakın' durum olarak veya durumlardan birisi kabul edebiliriz; nedir bu? 'Görürcesine olmak.' Bir insanın bedenli bir varlık olarak ulaşabileceği nihai durum budur: görür gibi olmak! İnsan böyle bir iman derecesine ulaştığında amellerini ve ahlakını sahih yapabilecek bir sebep ortaya çıkacaktır. Çünkü imanın ameli dönüştürücü olabilmesi beklenir; amele etki etmemiş olmak imanın zaaf-güç derecesiyle ilgili bir durumdur. Bu nedenle ihsan kavramı imanın gücüyle ilgili bir mesele olarak kabul edilebilir. Böyle bir dereceye ulaşan insan Ehl-i sünnet kelamcılarının kabul ettiği üzere 'güçlü iman' derecesine ulaşmış olur. Bunun anlamı yakîn, yani kesinliktir ve bu kesinlik ölçüsünde taklitten tahkike fakat yine de taklit içinde tahkike ulaşır; çünkü peygambere ittiba devam edecektir. Güçlü iman ise insanı amellerini ve ibadetlerini 'en iyi şekilde' (ihsan üzere) yapmasını sağlayacaktır.