
"(...) Âlem ve Âdem sûret-i Rahmân üzeredir. Âdem'in kıyâmeti öldüğü vakit kopar. Halbuki efrâd-ı âdemiyyeden birinin kıyâmeti kopmakla Hak Teâlâ hazretlerinin sûret-i âdemiyyedeki tecellîsi münkatı' olmaz. Belki birinin kıyâmeti kopar, yerine diğeri kâim olur. Âlem dahi böyledir. Fezâ-yı bî nihâyede lâ- yuad ve lâ-yuhsâ avâlim-i şehâdiyye mevcuddur. Bunlardan birinin sûreti bozulup kıyâmeti kopmakla Allah Teâlâ hazretlerinin avâlim-i şehâdiyye sûretindeki tecellliyâtı muattal olmaz. Binâenâleyh bu avâlim-i şehâdiyyeden birisi olan âlemimizin elbette kıyâmeti kopacaktır. Ve Kur'ân-ı Kerîm'in sarâhatini te'vîle aslâ mahal yoktur. Ve kıyâmet-i kübrânın vuku'u ile arzın başka bir sûrete tebeddülü ve mahlûkâtın neş'et-i âhiret üzerine inşâsı şek ve şüphe edilecek bir şey değildir. "De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da (Allâh'ın) hilkate nasıl başladığını görün. Allah yeni bir âhiret hayâtını da tekrar yaratacaktır. (Ankebût, 29/20) âyet-i kerîmesi bunun delîl-i kat'îsidir. (...)"